<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>KÖŞELİ YAZILAR</title>
	<atom:link href="http://www.koseliyazilar.net/?feed=rss2" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.koseliyazilar.net</link>
	<description>çelişki ve analizler</description>
	<lastBuildDate>Wed, 25 Aug 2010 20:39:23 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>kapitalizmin endüstriyel gıda sektöründeki izdüşümüne dair notlar</title>
		<link>http://www.koseliyazilar.net/?p=224</link>
		<comments>http://www.koseliyazilar.net/?p=224#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Jul 2010 07:41:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Çağatay</dc:creator>
				<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[gdo ve ilaç sektörü]]></category>
		<category><![CDATA[gdo ve siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[gdo'lu ürünler ve küresel devler]]></category>
		<category><![CDATA[kapitalizm ve endüstriyel gıda]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.koseliyazilar.net/?p=224</guid>
		<description><![CDATA[Modern çağın en önemli sorunlarından biri hiç şüphe yok ki sağlıksız beslenme. Gelir seviyesinin artması ile insanların sağlıksız beslenmesi arasında doğru orantılı bir ilişki olduğu sosyologların klişe tespitlerinden biri. Bu tespitin en önemli donelerini ise endüstriyel gıda sektörünün çıktıları oluşturuyor. Daha önce ülkemizdeki yansımalarını incelediğimiz bu yazıdan da anlaşılacağı üzere kimyasallar-katkı maddeleri ve genetiği değiştirilmiş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Modern çağın en önemli sorunlarından biri hiç şüphe yok ki sağlıksız beslenme. Gelir seviyesinin artması ile insanların sağlıksız beslenmesi arasında doğru orantılı bir ilişki olduğu sosyologların klişe tespitlerinden biri. Bu tespitin en önemli donelerini ise endüstriyel gıda sektörünün çıktıları oluşturuyor. Daha önce ülkemizdeki yansımalarını incelediğimiz <a href="http://www.koseliyazilar.net/?p=137"><strong><span style="font-family: arial black,avant garde;">bu</span> </strong></a>yazıdan da anlaşılacağı üzere kimyasallar-katkı maddeleri ve genetiği değiştirilmiş organizmalar ile üretilen hızlı tüketime yönelik gıda ve içeceklerin insanoğlunun yaşam kalitesi ve süresinde yaptığı tahribatı anlatmak için iç karartıcı istatistikleri tekrar etmeye gerek yok. Ancak genel olarak değinmek gerekirse kanser-kalp damar ve obezite gibi ölümcül ve kitlesel tehdit oluşturan sorunların müsebbibi de yine bu ürünler ve bunları üreten devasa çok uluslu şirketler (ÇUŞ) !</p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" src="http://www.gidahareketi.org/AttachedFiles/images/mesaj/gdo-darbesi.jpg" alt="" width="300" height="301" />Sorunu sadece sağlık sorunu olarak algılamak yanıltıcı olabilir. Siyaset-medya-hukuk gibi destekçileri olan bu ÇUŞ’lere karşı verilen mücadele, Don Kişot’un yel değirmenleri ile savaşından fazla anlam ifade etmiyor. Orijinal tohumu saklayan Amerikalı küçük çiftçilerden tutun da ekolojik çeşitliliği savunan sivil toplum örgütlerine kadar bu konuda duyarlı her aktör işlerinin zor olduğunun farkında. Küresel şirketlerin sistem gereği karlarını maksimize ettikleri bu sürecin devamında devreye ilaç şirketleri ve sağlık sektörü giriyor. Özellikle kanser ve kalp damar tedavisinde kullanılan ilaçların finansı ülkelerin belini bükerken, büyük ölçekli ilaç firmalarının ise bilançolarını toparlıyor. Artan sağlık giderlerinin, çalışanlara sosyal desteklerin azalması işverene ise maliyetlerin artması gibi menfi etkiler yaratması ayrı bir tartışma konusu olsa da ilginç olan kapitalizmin prensipleri ile işleyen bu çarkta mağdur olanların bu kez çoğunlukla gelişmiş tabir ettiğimiz ülke vatandaşlarından oluşması. Her ne kadar küresel düzende bu sorunlar ile gelişmiş ülkelerden sonra gelişmekte olan ülkeler de yavaş yavaş tanışmaya başlasa da unutmamak gerek ki kara kıta ve asyanın büyük çoğunluğu hala açlıkla mücadele etmeye çalışıyor. O yüzden son vagondakiler bu soruna biraz daha uzak. Çünkü doğal gıdalara ulaşamıyorlar ki endüstriyel gıdalardan muzdarip olsunlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Küresel şirketlerin, hedefte öncelikli olarak kendi ülke vatandaşları olsa dahi insan yaşamını hiçe sayarak faaliyetlerini sürdürebilmeleri için siyasilerin kesin desteklerine ihtiyaçları var. Hukuksal olarak güçlü bir zemine sahip olmak için politika dışında kalmaları mümkün değil. Diğer bir ayak ise medya. Onun görevi de kamuoyu oluşturmak ve reklam faaliyetleri ile alakalı. Sivil toplum örgütleri vasıtası ile sosyal sorumluluk projelerinde yer alarak imaj tazelemek ise olmazsa olmazlardan. Örneğin kurdukları vakıflar ile gecekondu bölgesindeki okullarda bedava GDO’lu süt mamüllerinden dağıtmak gibi.</p>
<p style="text-align: justify;">Silah şirketleri, petrol şirketleri, sigara şirketleri, tohum şirketleri hatta finans şirketleri hepsinin de iktidarlar ile illegal yapılanmalar olmadan varlıklarını ve dolayısıyla kar’larını sürdürebilmeleri mümkün değil. Bu şirketlerin hazır kıtalarında her zaman ünlü avukatlar satılık hakim ve politikacıların olması etik, köle düzeninde boğaz tokluğuna insanlık dışı şartlarda çalışan çocuk-kadın ve diğer işçilerin olması vicdani boyutu olan herkesin bildiği gerçekler. Bu fotoğraf kapitalist sistem ile örtüşüyor ancak diğer taraftan sistemin artılarını da göz ardı edemeyiz. Rekabetin dolayısıyla kalitenin artması, üretimin ve devamında tüketimin artması ile ekonomik hacmin büyümesi, teknoloji ve standartlardaki gelişme vesaire vesaire.</p>
<p style="text-align: justify;">Netice itibarı ile kapitalizm ilaç gibi bir şey.<br />
Doğru ölçekte kullandığınızda derdinize derman.<br />
Dozajı tutturamazsanız ise ölümcül bir zehir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ustalık ise doğru reçeteyi yazacak doktoru bulabilmekte.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.koseliyazilar.net/?feed=rss2&amp;p=224</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Madaramedya</title>
		<link>http://www.koseliyazilar.net/?p=201</link>
		<comments>http://www.koseliyazilar.net/?p=201#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Jun 2010 20:50:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Çağatay</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[medyada riyakarlık]]></category>
		<category><![CDATA[medyanın çapı]]></category>
		<category><![CDATA[ucuz habercilik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.koseliyazilar.net/?p=201</guid>
		<description><![CDATA[Artık rutin haline gelmiş ulusal haberlerden biri. Karakol baskını ve onlarca şehit. Akabinde ailelerin feryatları duygu yüklü cenaze törenleri ve devamında körler sağırlar birbirini ağırlar misali siyasilerin, en başta başbakandan olmak üzere genelkurmay başkanına hitaben başsağlığı mesajları.  Böylesine insanlık ayıbı terör olaylarına verilen tepkinin şekli de tepki verenlerin çapı hakkında ciddi ipuçları veriyor. Son olayda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.koseliyazilar.net/wp-content/uploads/2010/06/421823242416332_1259515620.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-211" title="Madaramedya" src="http://www.koseliyazilar.net/wp-content/uploads/2010/06/421823242416332_1259515620.jpg" alt="" width="300" height="300" /></a>Artık rutin haline gelmiş ulusal haberlerden biri. Karakol baskını ve onlarca şehit. Akabinde ailelerin feryatları duygu yüklü cenaze törenleri ve devamında körler sağırlar birbirini ağırlar misali siyasilerin, en başta başbakandan olmak üzere genelkurmay başkanına hitaben başsağlığı mesajları.</p>
<p style="text-align: justify;"> Böylesine insanlık ayıbı terör olaylarına verilen tepkinin şekli de tepki verenlerin çapı hakkında ciddi ipuçları veriyor. Son olayda oniki şehidin ardından başbakan malum karakola gidiyor ve askeri yetkililerden brifing alıyor, olayda yaralanan gaziler ile konuşuyor. Bu ziyaretin ulusal basın kanalı ile kamuoyuna duyurulması ise şu cümle ile sonlanıyor. ‘‘başbakan gazilerle sohbet etti ve kendisine ayran ikram edildi’’ İşte bu cümle, ulusal basındaki riyakarlığın çapsızlığın ve güce tapmanın tescillendiğini gösteren, içinden satırlar dolusu yorum çıkarılabilecek derin anlamlar içeren kilit bir cümle. </p>
<p style="text-align: justify;"> Bu derecedeki bir trajedide olayın özünü ıska geçip başbakanın içeceğinin türünü anekdot olarak kamuoyuna sunan editör-gazeteci-haberci adı artık her ne ise, halk lügatında öküzün önde gideni diye tabir edilen zat-ı muhteremler ulusal basında koltuk işgal edip gündem belirliyorsa,  gelecekten umutlu olmamız için çok fazla sebebimiz olmasa gerek. Her ne kadar medya yandaş ve kartel diye kategorize edilse de aslında yok birbirlerinden farkları. Müşterisini bu kadar salak yerine koyan bir medya başka hangi ülkede mevcuttur bilmiyorum ancak bu tür habercilik prim yapıyor ki üretim de bu çizgide yol alıyor. Bu noktada hizmet eden ile edilenin kalitesinin paralellik gösterdiği aşikar.</p>
<p style="text-align: justify;"> Yine de bir çözüm olmalı.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.koseliyazilar.net/?feed=rss2&amp;p=201</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kontrollü Demokrasi ve Dış Ticaret</title>
		<link>http://www.koseliyazilar.net/?p=192</link>
		<comments>http://www.koseliyazilar.net/?p=192#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 Jun 2010 11:57:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Çağatay</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[demokrasi ihracı]]></category>
		<category><![CDATA[demokrasi ile soygun]]></category>
		<category><![CDATA[sömürü ve demokrasi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.koseliyazilar.net/?p=192</guid>
		<description><![CDATA[Değeri olan her türlü fikri, sınai veya siyasi ürünü iktisat penceresinden ekonomi ile ilişkilendirmemiz mümkün. Satacak ne kadar çok ürününüz varsa sermaye de o kadar kuvvetlidir. Klasik ekonomi yorumlarında her ne kadar veriler, rakamlar havada uçuşup  matematiksel hilelerle varılmak istenen hedefe yönlendirilse de perde arkasında asıl belirleyici olanın, piramitin tepesinde bulunan ülkelerce sosyal argümanlarla ambalajlanmış [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.koseliyazilar.net/wp-content/uploads/2010/06/pilli-demokrasi.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-210" title="Kontrollü Demokrasi ve Dış Ticaret" src="http://www.koseliyazilar.net/wp-content/uploads/2010/06/pilli-demokrasi-242x300.jpg" alt="" width="242" height="300" /></a>Değeri olan her türlü fikri, sınai veya siyasi ürünü iktisat penceresinden ekonomi ile ilişkilendirmemiz mümkün. Satacak ne kadar çok ürününüz varsa sermaye de o kadar kuvvetlidir. Klasik ekonomi yorumlarında her ne kadar veriler, rakamlar havada uçuşup  matematiksel hilelerle varılmak istenen hedefe yönlendirilse de perde arkasında asıl belirleyici olanın, piramitin tepesinde bulunan ülkelerce sosyal argümanlarla ambalajlanmış ve gelişmekte olan veya az gelişmiş ülkelere ihraç edilen siyasi figürler olduğu artık varsayımdan öte bir gerçek. Katma değeri yüksek, uzun vadede müthiş bir ekonomik değer arz eden ihraç ürünü bu siyasi figürlerin en popüleri ise kontrollü demokrasi.</p>
<p style="text-align: justify;"> Bu sistemi sembolize ederek daha yakından tanıyabiliriz. Dış ticaretle ilgili olanlar mevzuyu daha çabuk kavrayacaklardır.</p>
<p style="text-align: justify;"> İhracatçı ülke  : ABD ve AB.</p>
<p style="text-align: justify;">İthalatçı ülke : Orta doğu-Afrika-Asya-Doğu Avrupa-Güney Amerika ve Kafkas ülkeleri. Kısaca dünyanın tüm geri kalanı. Burada küçük bir dipnot düşelim. Asya ve Doğu Avrupa pazarında Rusyanın da ihracatçı olarak ABD ile rekabeti söz konusu.</p>
<p style="text-align: justify;">İhraç edilecek ürün ismi :  Kontrollü demokrasi.</p>
<p style="text-align: justify;">FOB Kıymeti   : Bedava. (bilmeyenler için belirtelim fob kıymet, ihraç ürünün fabrika çıkış fiyatı)</p>
<p style="text-align: justify;">CIF Kıymeti   : Uzun vadede paha biçilemez. (cıf kıymet, ürünün varış limanındaki veya teslim anındaki kıymeti)</p>
<p style="text-align: justify;">İhraç ürününün nakliyesi   : Her türlü medya, ithalatçı ülkedeki yerli ortaklar (bir kısım aydın ve entellektüeller), ihracatçı ülkede mülteci konumundaki muhalifler, uluslararası örgütler ve ÇUŞ’ler (çok uluslu şirketler).</p>
<p style="text-align: justify;">Teslim şekli    :  Seçimden seçime veya darbe.</p>
<p style="text-align: justify;">Ödeme şekli  : finansal piyasalar (borsa), özelleştirmeler, uluslar arası dev ihaleler  dahil liberal ekonominin tüm ensrümanları.</p>
<p style="text-align: justify;">Gümrük Müşaviri (beyan sahibi)   :   Siyasetçiler.</p>
<p style="text-align: justify;"> Kontrollü demokrasi ithal eden ülkerin ortak özelliklerini ise şöyle sıralayabiliriz. İşçilik ucuz işsizlik boldur. Genç nüfusa sahiptirler. Eğitim seviyeleri düşüktür. Kolay gaza gelirler. Zengin enerji ve doğal kaynaklara sahip olmalarına rağmen nasıl oluyorsa milli gelirleri ve yaşam standartları düşüktür. Tüketim potansiyelleri yüksektir. Sosyal profilleri iyi birer pazar olmaya müsaittir.</p>
<p style="text-align: justify;"> Kontrollü demokrasi ihraç eden ülkelerin ise en önemli ortak özellikleri iyi satmalarıdır. Her türlü satarlar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.koseliyazilar.net/?feed=rss2&amp;p=192</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ekonomi ve Siyaset</title>
		<link>http://www.koseliyazilar.net/?p=187</link>
		<comments>http://www.koseliyazilar.net/?p=187#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 04 Jun 2010 20:01:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Çağatay</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomik verilerin yorumu]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve siyaset ilişkisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.koseliyazilar.net/?p=187</guid>
		<description><![CDATA[Politize olmadan ekonomi yazmak zor bir iş. Ekonomi ve siyaset oldukça grift bir yapıda birbiri ile etkileşim içinde olan bilim dalları. Böyle bir yapı içerisinde sınırlar net olarak belli olmadığından insan ve toplum ile ilgili yapılan yorumlarda öne sürülen yargıların hangisinin ekonomi hangisinin siyasetin kapsama alanına girdiğini tespit etmek tabi ki mümkün değil. Siyasete bulaşmadan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.koseliyazilar.net/wp-content/uploads/2010/06/31_24_7-Statue-of-Lady-Justice-The-Old-Bailey-London-England_web1.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-215" title="Ekonomi ve Siyaset" src="http://www.koseliyazilar.net/wp-content/uploads/2010/06/31_24_7-Statue-of-Lady-Justice-The-Old-Bailey-London-England_web1-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" /></a>Politize olmadan ekonomi yazmak zor bir iş. Ekonomi ve siyaset oldukça grift bir yapıda birbiri ile etkileşim içinde olan bilim dalları. Böyle bir yapı içerisinde sınırlar net olarak belli olmadığından insan ve toplum ile ilgili yapılan yorumlarda öne sürülen yargıların hangisinin ekonomi hangisinin siyasetin kapsama alanına girdiğini tespit etmek tabi ki mümkün değil. Siyasete bulaşmadan ekonomi ile alakalı yorum yapabilmek ise sadece istatiksel birtakım verilerin sunumu ile gerçekleşebilir. Bu sunumda ekonomiye yardımcı alt dallar istatistik-ekonometri-matematikten faydalanabilirsiniz. Son günlerde oldukça güncel olan işsizlik rakamları hakkındaki yorumları incelediğimizde bu tespitin haklılığını görebiliyoruz..    </p>
<p style="text-align: justify;"> Konu hakkında başbakan, ilk üç ay içinde işsizlik rakamlarını dört puan düşürerek yüzde on seviyesine getireceklerini söyledi. Çözüm olarak mevsimsel rakamlardaki oynamayı ve her işverenin fazladan bir işçi istihdam etmesini öngörüyordu. Bir miktar da kamu istihdamı vardı. Anlayacağınız yeni yatırımlar ile alakalı veya soruna çözüm olabilecek orta ve uzun vadeli çözümler, işgücüne yönelik eğitim politikalarında yeni bir yapılanma başbakanın projeksiyonunda yoktu.</p>
<p style="text-align: justify;"> İktisatçı penceresinden işsizlik rakamlarının yorumu da Ege Cansen’den geldi. Onun yorumunda geleceğe yönelik somut planlamalar olmadıkça başbakanın söylediklerinin belirleyici olmadığı ve rakamlarla oynanarak istenilen verilerin elde edilebileceği yer alıyordu.</p>
<p style="text-align: justify;"> Şimdi aklı-selim ve ülke ortalamasının üzerinde entelektüel zekaya sahip insanlar olarak düşünelim iktisadi bir gerçekle alakalı olarak bu yorumlardan hangisi daha realist hangisi daha popülist.</p>
<p style="text-align: justify;"> Netice itibarıyla bu iktisadi veri ile alakalı olarak kamuoyunda ses getiren ve tartışılan yorum tabi ki politik öğeler içeren ilk yorum oldu. Realist tespitler içeren iktisatçı yorumu ise güme gitti.</p>
<p style="text-align: justify;"> Bu durumda anafikri, safi iktisadi analizlerin siyasi argüman içermeden havanda dövülen sudan öte bir  etkisinin bulunmadığı şeklinde yapılandırmamız mümkün.    </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.koseliyazilar.net/?feed=rss2&amp;p=187</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zengin ve Yoksul</title>
		<link>http://www.koseliyazilar.net/?p=183</link>
		<comments>http://www.koseliyazilar.net/?p=183#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 16 May 2010 07:16:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Çağatay</dc:creator>
				<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[iktisadi masal]]></category>
		<category><![CDATA[sömürgeciliğe modern kılıf]]></category>
		<category><![CDATA[zengin fakir oluşumu]]></category>
		<category><![CDATA[zengin fakirden ne ister]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.koseliyazilar.net/?p=183</guid>
		<description><![CDATA[Otuz küsur sene evvel televizyonların siyah-beyaz olduğu dönemdi. Rudi ve Tom Cordeş kardeşler vardı. Günümüz orta direği ile örtüşen fakir ailenin iki çocuğu. Rudi okumuş senatör olmuş Tom da haylaz baş belası bir kardeş. Bir de ailenin düşmanı evlerden ırak Falkonetti.  Dallasın Ceyarı gelene kadar kötülerin ilahını temsil eden adam. Dizinin sonunda Falkonetti Tom’u sırtından [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" src="http://www.alcamsatcam.com/r/zengin-ve-yoksul-2-irwin-shaw-1978-mb_311698_r1.jpg" alt="" width="294" height="347" />Otuz küsur sene evvel televizyonların siyah-beyaz olduğu dönemdi. Rudi ve Tom Cordeş kardeşler vardı. Günümüz orta direği ile örtüşen fakir ailenin iki çocuğu. Rudi okumuş senatör olmuş Tom da haylaz baş belası bir kardeş. Bir de ailenin düşmanı evlerden ırak Falkonetti.  Dallasın Ceyarı gelene kadar kötülerin ilahını temsil eden adam. Dizinin sonunda Falkonetti Tom’u sırtından bıçaklamış ülkece karalar bağlamıştık. Hatta bir şehir efsanesine göre Tom’un ruhuna mevlüt okutan teyzeler olduğu da söylenir. Hafıza-i beşerden bu kısa nostalji turunu neden attık. Çünkü dizinin kahramanları dramatik şekilde en uç noktalarda hem karakter hem de sahip oldukları ve olamadıkları ekonomik değerler olarak aynı aileden çıkmış iki zıt karakteri temsil ediyorlardı. Aynen bugün dünya üzerinde yaşayan yaklaşık sekiz milyar insanın büyük çoğunluğunun Tom, küçük bir azınlığının Rudi karakteri ile özdeşleşmesi gibi. Nasıl mı? İşte aşağıda.</p>
<p style="text-align: justify;"> Bildiğiniz üzere dünyanın katmanları mevcut. Jeolojik bir tespit sanmayın. İktisaden de katmanlar mevcut. Hammaddesi insandan oluşan birbirinin üzerinde kümelenmiş yığınlardan bahsediyorum. Biraz bilimsellik katalım. Toplam eleman sayısı yaklaşık sekiz milyar. En alt katmanda hayatta kalmak için direnen günlük gıdasını temin etmeye, kısaca açlıkla mücadele etmeye çalışan bir küsur milyar insan, pardon eleman var. Diğer katman ise muhtemelen çoğunluğunu bir önceki grubun oluşturduğu susuzlukla uğraşan bir buçuk milyarlık bir popülasyon. Onların üzerindeki katmanlarda ise günlük bir-iki dolara köle gibi çalışıp sadece gıdasını temin edenlerden tutun da savaş içinde yaşamak zorunda kalan, her türlü olumsuzluk içinde hayata tutunmaya çalışan insanlar var. Katmanlar yükseldikçe eleman sayısı azalıyor. Bir nev’i pramit. Ortalardaki katmanlarda da yine birkaç milyar güvenliği sağlanmış, üstteki katmanlar için çalışan ve kendilerine biçilmiş rolü icra edenler mevcut. Onların üzerinde ise sayıca daha az olan, aşağıdaki katmanlarda çalışanların gelirleriyle geçinen bir grup mevcut. Bir üstte ise kendilerine yüksek bürokrat, siyasetçi, entelektüel, akademisyen, sanatçı, şirket yöneticisi gibi sıfatlar takılmış ve alttakilerin nasıl daha  da zenginleşeceğini üstteki üç kişinin fikirleriyle açıklamaya çalışan,  alttakilerin sömürülmesine karşı olup onları sömürerek hayal ötesi refah içinde yaşayan küçük bir azınlık bulunuyor. İktisatla alakalı her sorunun cevabını bulabileceğiniz en üstteki üçlü ise malum. Ortada Keynes solunda Marks sağında ise Hayek. Bu üçlemeyi çeşitlendirebiliriz, yedekleri de mevcuttur.</p>
<p style="text-align: justify;"> Üstteki küçük katmanlarda oturan dizi karakteri Rudi gibilerin, alttaki geniş katmanlarda yaşayan Tom gibilerin masalarındaki ekmeğe musallat olmaları ve bunu da ‘‘biz sizi zenginleştireceğiz bakın en üstteki ustalarımız formülü buldu’’ söylemi ile yapmaları, hırsızlığa iktisadi kalkan oluşturmaktan öte bir şey değil. Bu kalkanı siyaset, felsefi doktrinler ve satın alınan yerli işbirlikçiler ile beraber kullandığınızda hedefe ulaşmamanız için bir sebep yok.</p>
<p style="text-align: justify;"> Yaşadığınız dünyayı, olmadı çevrenizi şöyle bir gözlemleyin. Nefes alıp verenlerin eylemlerinin odak noktasını dünya nimetlerinden daha fazla faydalanmak olduğunu göreceksiniz. Bunun için müthiş bir rekabet var. Küçük balığı yutan büyük balığın bu davranışını haklı çıkarmak için çaba sarf etmesine gerek yok ancak insanlarda durum farklı. Zayıfın ekmeğini çalan şişmanın bu eylemini sürekli hale getirebilmesi ve medeni bir şekilde yaşamını sürdürebilmesi için yaptığının, adalet-demokrasi-etik-ahlak-bilim ile alakalı evrensel değerlere uyduğunu diğer insanlara kanıtlaması onları ikna etmesi gerekli. Bu noktada iktisat biliminin faydası tartışılmaz. Son dönemde liberal söylemin yıldızının bu denli parlamasının sebebi de yaşananlar ile anlatılanlar arasındaki farkı en başarılı şekilde gizleyebilmesinden kaynaklanıyor.          </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.koseliyazilar.net/?feed=rss2&amp;p=183</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sefalet İktisadı</title>
		<link>http://www.koseliyazilar.net/?p=173</link>
		<comments>http://www.koseliyazilar.net/?p=173#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Apr 2010 16:58:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Çağatay</dc:creator>
				<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[ekşi iktisat yorumu]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ne işe yarar]]></category>
		<category><![CDATA[iktisatçı ne üretir]]></category>
		<category><![CDATA[teori ve pratikteki iktisat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.koseliyazilar.net/?p=173</guid>
		<description><![CDATA[  Sanayi devriminden bu yana yüzlerce iktisat teorisyeni, onlarca iktisat okulu devletçi ekonomi ile piyasa ekonomisi arasındaki gökkuşağını andıran geniş yelpazede zaman zaman ara tonları da kullanarak kendi zaman periyotlarına ait gerçeklerden yola çıkarak ürettikleri düşüncelerini mitleştirmişler. Kimi zaman yaşanan ekonomik krizler, kimi zaman ise gelişen teknoloji veya oluşan yeni dünya düzenleri iflas eden düşüncelerin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://img45.imageshack.us/img45/1233/amcavf5.jpg"></a> </p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" style="vertical-align: text-bottom;" src="/wp-includes/images/iktisad.jpg" alt="" width="320" height="241" />Sanayi devriminden bu yana yüzlerce iktisat teorisyeni, onlarca iktisat okulu devletçi ekonomi ile piyasa ekonomisi arasındaki gökkuşağını andıran geniş yelpazede zaman zaman ara tonları da kullanarak kendi zaman periyotlarına ait gerçeklerden yola çıkarak ürettikleri düşüncelerini mitleştirmişler. Kimi zaman yaşanan ekonomik krizler, kimi zaman ise gelişen teknoloji veya oluşan yeni dünya düzenleri iflas eden düşüncelerin revize edilerek yeni teoriler üretilmesini sağlamış. Tabi ki bu sancılı süreçler iktisat dünyasında kutuplaşmaları ve hararetli tartışmaları da körüklemiş. Bugün geldiğimiz noktada ise teoriden daha çok bir klişe haline gelmiş liberal söylemler iktisat dünyasının en elit, en popüler hatta en dokunulmaz fikir cümbüşü olarak karşımıza çıkıyor. Burada bir parantez açalım, benim dikkatimi çeken nokta bu söylemin ülkemizde özüne tamamen aykırı olarak eleştiriye kapalı adeta kraldan çok kralcı bir yapıda pazarlanması. Asıl konumuza dönersek iktisadi faaliyetlerin kategorize edilerek, özellikle günümüzde sosyal bilimlerden budanarak aşırı matematikleştirilip formüle edilmesi ve işte reçete bu denilmesi ne derece doğru. Bu resim aynı zamanda gerçekte yaşanan vahşi ekonomik savaş ile masa başında üretilen teoriler arasındaki uçurumun da resmi</p>
<p style="text-align: justify;"> Ekonomi ile alakalı değişkenlerin çokluğu iktisadi tespitlere ulaşmayı biraz daha zorlaştıran unsurlar. Bu değişkenleri ülkelerin kendi öznel yapılanmalarından tutun da bir takım siyasi gerçeklere kadar sıralayabiliriz. Örneklersek Çin’in arka sokaklarındaki devasa kayıt dışı üretimin ekonomiye etkisini veya hiçbir şey üretmeyen feodal yönetimlerin prangasında petrolden dolayı refaha ulaşabilmiş ülkelerin durumlarını iktisaden nasıl açıklayabiliriz. Veya afrikadaki cetvelle çizilmiş sınırlara sahip eski sömürge yeni ismiyle devlet tanımlamasındaki insan topluluklarının hayatta kalma mücadelelerini hangi düşünürün iktisadi dogmaları açıklar. İktisaden, finansal araçların siyasetin ve spekülasyonların belirleyici olduğu günümüzde bunları dikkate almadan sistemi açıklayabilen sabit kurallar akla hitap edebilir mi?          </p>
<p style="text-align: justify;"> Geçenlerde iktisadiyat blogunda bu görüşlerle örtüşen <a href="http://iktisadiyat.com/2010/04/19/cop-kivaminda-iktisat/">çöp kıvamında iktisat </a>adı altında bir yazı yer aldı. Kilit soru ekonomistlerin mi çöpçülerin mi daha önemli olduğuydu. Soru tabi ki çok spekülatif ancak ciddi ciddi ekonomist veya iktisatçı sıfatına sahip olanların bu soruya net olarak cevap verebileceklerini düşünmüyorum. Çünkü bu sıfatlarla özellikle medyada ve siyasette nemalanan önemli bir güruh olduğunu varsaydığımızda neden bu tarz tespitlerin kamuoyunda fazla tartışılmadığını anlamak güç değil.</p>
<p style="text-align: justify;"> Bu soyut tartışmalardan kendi değirmenlerine su taşımayı amaçlayan, uluslar arası arenada tek bir makalesi dahi yayınlanmamış, aydın kontenjanından medyatik olmuş, pis sakallı liberal iktisatçı akademisyenler yerine somut projeler üreten siyasete angaje olmamış iktisatçıların, ülke sorunlarına çözüm için anahtar olmaları, akademik kimlikleri dolayısıyla üstlendikleri misyonun da bir gereği.     </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.koseliyazilar.net/?feed=rss2&amp;p=173</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bağımsız devlet var mı?</title>
		<link>http://www.koseliyazilar.net/?p=165</link>
		<comments>http://www.koseliyazilar.net/?p=165#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 16 Apr 2010 10:09:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Çağatay</dc:creator>
				<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[gümrükler ve bağımsızlık]]></category>
		<category><![CDATA[gümrüklerin işlevi]]></category>
		<category><![CDATA[yeni dünya düzeninde gümrükler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.koseliyazilar.net/?p=165</guid>
		<description><![CDATA[‘‘Bir devlet ki gümrük işlerini vergilerini ülkenin ve milletin ihtiyaçlarına göre düzenlemekten alıkonulmuştur. Böyle bir devlete elbette bağımsız devlet denilemez’’  İstanbul Gümrük Müşavirleri Derneğinin sitesinde yer alan bu veciz söz Ata’ya ait. Doğaldır ki ekonomik zenginliğin, ülkelerin aralarındaki kitle savaşları ile belirlendiği 80-90 sene evvelinden günümüze köprünün altından çok sular aktı. Gümrükler ile alakalı bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignright" src="http://www.lojiport.com/images/news/5113.jpg" alt="" width="260" height="195" />‘‘Bir devlet ki gümrük işlerini vergilerini ülkenin ve milletin ihtiyaçlarına göre düzenlemekten alıkonulmuştur. Böyle bir devlete elbette bağımsız devlet denilemez’’</p>
<p style="text-align: justify;"> <a href="http://www.igmd.org/">İstanbul Gümrük Müşavirleri Derneğinin </a>sitesinde yer alan bu veciz söz Ata’ya ait. Doğaldır ki ekonomik zenginliğin, ülkelerin aralarındaki kitle savaşları ile belirlendiği 80-90 sene evvelinden günümüze köprünün altından çok sular aktı. Gümrükler ile alakalı bu sözü, söylendiği zamanın şartları içerisinde değerlendirmek, yanlış çıkarımda bulunmamak adına önemli.</p>
<p style="text-align: justify;"> Bugünlere geldiğimizde ise dış ticaretin en önemli figürü olan gümrük politika ve uygulamalarının oluşturulmasında dünden bugüne nasıl bir değişim yaşanmış, araştırmaya değer bir konu. Geçmişte savaşlar neticesinde şekillenen gümrük uygulamalarının, günümüzde ülke çıkarlarını koruma ilkesinden ziyade, ÇUŞ ların boy gösterdikleri GOÜ deki lobi faaliyetleri ile belirlendiğini söyleyebiliriz. Herkesçe bilinen ancak faaliyetlerin parçası olanlarca inkar edilen bu gerçeğin, sesi çok çıkanın haklı görüldüğü bizim gibi az gelişmiş bir ülkede fazlaca dillendirilmemesi anlaşılabilir bir durum. Asıl anlaşılamayan ise bürokrat olsun siyasi olsun ekonomi yönetiminin yabancılara karşı nasıl bu kadar tavizkar olabildikleri. Çünkü ÇUŞ ların dünya ticaretini ellerinde tuttukları ayrıca DTÖ ve AB gibi yapılanmalardaki söz sahipliği de dikkate alındığında gümrük mevzuatının her uygulamasında menfaat ibresinin yabancı devlere yakın durması şaşırtıcı değil.</p>
<p style="text-align: justify;"> Geçmişe nazaran gümrük duvarlarının delinmesinde özde bir değişim yaşanmayıp sadece yöntem değişikliğine gidilmesi, bu yolda uluslar arası örgütlerin kullanılması, ÇUŞ lar sayesinde yurt içinde destekçilerin kullanılması, dış ticarette gümrük ayağının asıl işlevini pas geçerek figüran rolü üstlenmesini sağlıyor.</p>
<p style="text-align: justify;"> Dış ticaret ve gümrük politikalarına ait fotoğrafı doğru açıdan çektikten sonra soyut tespitlerin altını doldurmak için gümrük mevzuatına ait somut uygulamaları incelememiz gerek. Bu noktada faydalanacağımız kaynak 5911 sayılı kanun ile değişik 4458 sayılı gümrük kanunu olmakla birlikte fiiliyatta işlemler bu kanunla paralellik içeren gümrük yönetmeliği, tebliğ, genelge ve 5607 sayılı kaçakçılıkla mücadele kanunu çerçevesinde yürütülüyor. AB ile uyumlu hale getirilen bu mevzuatın en önemli özelliği ise beyan esasına dayanması. Bu sistemde ister şahsi ister ticari gümrük hattından geçen tüm eşyalar sahibi veya temsilcisinin beyanına itibar edilerek sadece evrak üzerinde denetime tabi. Hatta bazı büyük firmaların kanundan doğan imtiyazları sayesinde eksik belge ile eşyalarını teslim almaları da mümkün. Dolayısı ile denetim müessesesi bu kadar esnek hale getirildiğinde birtakım suistimallerin olması, bunun da iç piyasada firmalar arasında haksız rekabete yol açması mümkün. Bunu önlemenin yolu ise ciddi cezai yaptırımlara sahip hukuki altyapı ve etik kurallara saygı ile alakalı toplum kültürüne sahip olmaktan geçiyor. Bu iki koruyucu temel sayesinde beyan sistemi AB içinde başarı ile uygulanıyor. Bize dönersek hukuki altyapı eksik olmakla birlikte kısa vadede çözülebilir bir sorun ancak etik değerler ile alakalı toplum kültürü bugünden yarına çözülebilecek bir sorun değil. Bu yüzden bize birkaç beden büyük gelen beyan sistemi sayesinde gümrük vergisinden ve özellikle de akaryakıt ile tekel ürünlerindeki kaçak başta olmak üzere her türlü ticari hammadde ithal veya ihracında yaşanan gelir kaybı devasa boyutlara ulaşmış durumda. Nasıl ki ekonomide büyük bir hacme sahip olduğunu bildiğimiz yer altı ekonomisi veya kayıt dışılığa ait rakamları tespit etmek mümkün değilse, gümrük mevzuatından kaynaklanan gelir kaybını ifade edecek kesin rakamlara ulaşmamız da mümkün değil.</p>
<p style="text-align: justify;">ÇUŞ ların dış ticaret sistemimizin, gümrük mevzuatından kaynaklanan bu yumuşak karnını keşfettiğine, hatta kendi lehlerine her türlü mevzuatı kevgire çevirmek adına siyasete de baskı uyguladığına dair elimizde çok ekstrem örnekler mevcut. Daha önceki <a href="http://www.koseliyazilar.net/?p=137">yazımızda </a>belirttiğimiz Cargill örneğinde gördüğümüz üzere, konunun devlet başkanları düzeyinde gündeme gelmesi, bu şirketlerin gücü konusunda bize fikir vermesi açısından dikkate değer. Hele bir de ülkemiz siyasetinin portföyünde, aşiret veya vitrin kontenjanından  siyaset arenasına dahil olan merdiven altı politikacılarının azımsanmayacak bir sayıda olduğunu düşünürsek, milli menfaatlere dayanan gümrük politikalarının oluşturulmasını beklemenin hayalcilikten öteye gidemeyeceğini bilmemiz gerek. Her ne kadar gümrüklerden sorumlu bakanlar tüm işlemlerin yüzde 99 oranında otomasyon kapsamında gerçekleştiğini belirtse de, AB ile en uyumlu teşkilatın gümrükler olduğunu söylese de, bilmem ne kadar uyuşturucu-kaçak eşya yakalandığını belirtse de tüm bunlar gümrüklerin estetiğine yönelik söylemler. Gerçek olan ise altyapısı oluşturulmadan uygulamaya konulan beyan esasına dayalı mevzuattan kaynaklanan handikaplar, 1996 yılında uygulamaya giren ancak günümüz şartlarına revize edilmeden yola devam edilen gümrük birliği anlaşması ve 3. ülkeler ile serbest ticaret anlaşması imzalarken AB ye bağımlı olmaktan doğan sıkıntılar göz önüne alındığında nispeten bağımsız ve milli bir gümrük politikası oluşturmanın zorluğu ortaya çıkıyor.  Vergi gelirlerini arttırmak istiyorsak gümrüklerin kısık ateşini harlandırmak gerek. Bu tablonun faturasında vergi kayıplarından başka, ciddi ekonomik dolayısıyla da sosyal kayıpların yer aldığını söylemeye gerek yok.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu durumda siz karar verin yazının başındaki özlü söz günümüz için de geçerlilik arz ediyor mu?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.koseliyazilar.net/?feed=rss2&amp;p=165</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sermayeyi küre-Sel aldı</title>
		<link>http://www.koseliyazilar.net/?p=147</link>
		<comments>http://www.koseliyazilar.net/?p=147#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 20:30:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Çağatay</dc:creator>
				<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[küresel soygun]]></category>
		<category><![CDATA[yabancı sermaye çeşitleri]]></category>
		<category><![CDATA[yabancı yatırım kandırmacası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.koseliyazilar.net/?p=147</guid>
		<description><![CDATA[Ekonomide her zaman 1+1 iki etmiyor. Normalde yatırımların artması üretimi, beraberinde gelirleri ve halkın yaşam standartlarını pozitif etkilemesi gerekiyor. Ancak GOÜ (gelişmekte olan ülkeler) sınıfında iseniz bu denklem tutmuyor. Özellikle yabancı sermaye yatırımlarında bu gerçek somut olarak gözlemlenebiliyor.  Öncelikle sermaye girişlerini finans sektörü ile reel sektör olarak ayrı kazanlarda değerlendirmeliyiz. Finansal faaliyetler kapsamında gelen sermayeyi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" src="http://www.gencbilim.com/images/haber/09-01-2010-06-31-16-67882900.jpg" alt="" width="330" height="240" />Ekonomide her zaman 1+1 iki etmiyor. Normalde yatırımların artması üretimi, beraberinde gelirleri ve halkın yaşam standartlarını pozitif etkilemesi gerekiyor. Ancak GOÜ (gelişmekte olan ülkeler) sınıfında iseniz bu denklem tutmuyor. Özellikle yabancı sermaye yatırımlarında bu gerçek somut olarak gözlemlenebiliyor.</p>
<p style="text-align: justify;"> Öncelikle sermaye girişlerini finans sektörü ile reel sektör olarak ayrı kazanlarda değerlendirmeliyiz. Finansal faaliyetler kapsamında gelen sermayeyi anlatmaya zaten gerek yok. Burada tek tesellimiz türev piyasaların ülkemizde fazla bilinirliği olmadığından soygunun boyutlarının sınırlı kalması ya da en azından sadece muadilimiz ülkelerdekine benzer finansal kapkaçlara maruz kalmamız. Yoksa yabancılar halkımızın kumara düşkünlüğünü keşfetmiş olsalar durum daha da vahim olabilirdi. Asıl konumuza dönersek esas dikkat etmemiz gereken ve bizim tedbirlerimiz ile önlenebilirliği mümkün olan ise reel sektörde gerçekleşen yabancı sermaye girişleri.</p>
<p style="text-align: justify;"> İstihdam yaratma, teknoloji transferi, kaynak aktarımı, ekonomik canlılık gibi kulağa hoş gelen söylemlerle gelip teşvik ve özelleştirmelerle karşılanan yabancı sermayenin röntgenini çektiğimizde karşılaştığımız bazı gerçekler, söylenen olumlu sözlerin bir nev’i Truva atı işlevi gördüğünü gösteriyor. Özellikle yatırıma gelen yabancıların getirdikleri sermayeyi çok kısa süreler içerisinde kar transferi ile geri almayı amaçladıklarını görüyoruz. Özellikle bankacılık sektöründe birkaç yıl içerisinde kendi organizasyonlarını tamamlayarak devamında yıllar sürecek kar aktarımlarına zemin hazırlanıyor. Bu sistemde piyasa ve ülkenin şartlarına uyum süreci aşılana kadar koltuk değneği işlevi görecek yerli ortak ise olmazsa olmazlardan. Özelleştirme ihalelerinde de yerli ortaklar benzer rolleri üstleniyor. Uyum süreci aşıldıktan ve altyapı kurulduktan sonra ise yerli ortağa yol verilmesi usulden. Bundan sonraki süreçte ise amaç, pazar payını arttırarak sektörde söz sahibi olmak ve elde edilen vergiden arındırılmış kar’ı yurt dışına transfer edebilmek. Bu noktada transfer fiyatlandırması (örtülü kazanç) çok uluslu şirketlerin sık kullandığı bir yöntem. Birçok ülkede faaliyet gösterdiklerinden kendi şirketleri aralarında gerçekleştirdikleri dış ticaret operasyonları ile şirket kar’larını kurumlar vergisi düşük olan ülkelere yayarak minimum vergi maliyetleri ile faaliyetlerini sürdürüyorlar. İşin makyaj kısmı ise göstermelik sosyal sorumluluk projeleri ve şatafatlı reklam kampanyaları ile tamamlanıyor. Genelde işin hammaliye kısmını ülke standartlarının üzerinde verdikleri ücretler ile yerli beyaz yakalılara yaptırıyorlar ancak, tepe noktada mutlaka yabancı bir ceo bulunuyor.</p>
<p style="text-align: justify;"> Sistemin fotoğrafını Güngör Uras’ın Ayşe teyze örneğine benzer bir fikir jimnastiği ile daha net çekebiliriz. Düşünün ki kasabanın en işlek caddesinde babadan kalma bir dükkanınız var ve siz ne iş yapsanız tutmuyor. Bunun sebebi kasaba pazarında ne kadar eski, klasik tabir ettiğimiz mal varsa dükkanda satmaya çalışmanızdan kaynaklanıyor. Neticede ne satsanız bir türlü başarılı olamıyor ve batıyorsunuz. Sonra günün birinde başka bir şehirden gelen paralı bir yabancı size dükkanı devretmenizi öneriyor. Yeni işletmeci büyük şehirlerden getirdiği kasabanızda hiç bulamayacağınız malları raflara diziyor. Bir müddet sonra bakıyorsunuz aynı mekanda müthiş bir müşteri trafiği yaşanıyor. İşletmeci ise kazandığı parayı memleketi olan başka bir şehire aktarıyor ve orada harcıyor. Yani A kasabasında ticaret hacmi genişlese de kasabalıların parası bir şekilde B şehrine gidiyor. Tek yönlü para transferi ise sadece kasaba halkının daha da fakirleşmesine yol açıyor.</p>
<p style="text-align: justify;"> Örnekten de anlaşılacağı üzere yabancı yatırım ekonomideki tüm istatistikleri şişirse de bu durum her zaman yerli halka zenginlik olarak yansımıyor. Kötü senaryo buydu.</p>
<p style="text-align: justify;"> Şimdi bir de iyisine bakalım.</p>
<p style="text-align: justify;"> Kasabadaki aynı girişimci şehirden gelen yabancı ile ortaklığa başlar. Ancak bir şartı vardır. Satılan malların üretimini de kendileri ortak yapacaklardır. Bunun için yabancıdan sermaye ve teknik yardım talep eder. İşler iyi gitmektedir. Üretim artmış kendi kasabalarından başka komşu kasabalara da mal satmaya başlamışlardır. Bu arada girişimci işi öğrenmiş, bir miktar para da kazanmıştır. Artık altyapıyı hazırlamış ar-ge, teknik donanım, sermaye gibi birikimleri ile kendi markasını yaratma aşamasına gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"> Bu senaryoya herhalde kimsenin itirazı olamaz. Her iki örnek de küreselleşme adına pazarlanabilir. Şimdi elimizi vicdanımmıza koyup ülkedeki yabancı yatırımlara bir bakalım. Büyük çoğunluğu teknoloji gerektirmeyen, know-how katkısı dahi bulunmayan, doğrudan tüketime ve iç pazara yönelik yatırımlar. Bir kısmı ise ihracata yönelik fason işçiliğe dayalı ortaklıklar. Yapılanmalar ise kağıt üzerinde yerli ve yabancı olarak gözükse de tüm stratejik kararlar yabancılara ait. Birçoğunda konu mankeni-vitrin işlevi olan orta düzey yöneticilikler yerlilere verilmiş. Böyle bir formatta uzun yıllar birlikteliğiniz olsa da kendi markanızı hayata geçirmeniz mümkün değil. Zaten en iddialı olduğumuz otomotiv ve tekstilde hala katma değer oluşturacak bir marka dahi yaratamamış olmamız, tüm bu tespitleri teyit ediyor.</p>
<p style="text-align: justify;"> Yabancı yatırımların halkın zenginleşmesine katkı yapabilmesi, seçici olmak ve kendi kurallarınızı dikte ettirmekten geçiyor. Maharet her kapıyı çalanı içeri almakta değil uzun vadeli kazanımlarınızı dikkate alarak, küresel ekonominin nimetlerinden faydalanmakta. Bu kolay bir iş değil ve hem siyasilerin popülist uygulamalardan kaçınmalarını, hem de yerli girişimcilerin yabancılar ile ortaklıklarında menfi kazançlardan fedakarlık ederek ülke menfaatlerini de dikkate almalarını gerektiriyor. Bu noktada ülke siyasetçi ve iş dünyasının profilini dikkate aldığımızda, yabancı sermaye yatırımlarının katkısı konusunda iyimser olmamız için çok da fazla nedenimiz olmadığı ortaya çıkıyor. Sonucu özlü bir sözle bağlayabiliriz.</p>
<p style="text-align: justify;"> Yine de çıkmadık candan ümit kesilmez.  </p>
<p style="text-align: justify;"> Bu gerçeklere birtakım ekonomik verileri kullanarak da ulaşabiliriz ancak yazı akademik bir çalışma olmadığı için konuyu dağıtmaya ve tez üretmeye gerek yok.  </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.koseliyazilar.net/?feed=rss2&amp;p=147</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Görünmez Elin Tokadı</title>
		<link>http://www.koseliyazilar.net/?p=137</link>
		<comments>http://www.koseliyazilar.net/?p=137#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 21 Feb 2010 10:19:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Çağatay</dc:creator>
				<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[iktisadi kalkan]]></category>
		<category><![CDATA[küresel soygun]]></category>
		<category><![CDATA[modern sömürgecilik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.koseliyazilar.net/?p=137</guid>
		<description><![CDATA[Uzun zamandır gazete okumuyorum. TV yi de azalttım. İnternettekilere ise artık uğramıyorum. Oysa eskiden en büyük merakım köşe yazarlarını takip etmekti. Her yeni günde, bu yazar bugün ne saçmalamış, bu gazeteci bugün kime sallamış diye merakla köşeleri hatim ederdim. Bir süre sonra kendilerini tekrarladıklarını, söylemlerini çözüm üretmekten çok karşı düşünceye gol atmak üzere kurguladıklarını fark [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia,palatino;"><img class="alignright" src="http://img.blogcu.com/uploads/Serapnerad_El.jpg" alt="" width="410" height="307" />Uzun zamandır gazete okumuyorum. TV yi de azalttım. İnternettekilere ise artık uğramıyorum. Oysa eskiden en büyük merakım köşe yazarlarını takip etmekti. Her yeni günde, bu yazar bugün ne saçmalamış, bu gazeteci bugün kime sallamış diye merakla köşeleri hatim ederdim. Bir süre sonra kendilerini tekrarladıklarını, söylemlerini çözüm üretmekten çok karşı düşünceye gol atmak üzere kurguladıklarını fark edince zaman hovardalığı yaptığımı anladım. Yine de yanıt aradığım bir soru vardı ve ben cevabını bulamamıştım.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia,palatino;"> O soru şuydu. ‘‘adına ister aydın ister entelektüel ister ulema deyin, o köşeleri gasp etmiş bu zevatın tüm söylemlerinin ortak temeli, bireyin-ülkenin zenginliği refahı ve özgürlüğü üzerine fikir üretmeye dayanmasına rağmen nasıl oluyor da kendileri günümüzün teknolojik ve sosyal alandaki gelişmişliği paralelinde somut fikirler üretmeyip neden hala yüzyıllar önceki felsefi ve ekonomik doktrinlere düşüncelerini sabitleyerek topluma önderlik etmeye çalışıyorlar’’  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia,palatino;"> Günümüzde zaten devletçi korumacı sistemi savunan yok ancak Adam Smith in klasik ekonomisinden yola çıkarak günümüz koşulları için revize edilen serbest piyasaya ait çeşitli ekollerin, yurt içinden ve yurt dışından yapılan devasa soygunları gizlemek için kalkan olarak kullanılması,  yukarıda sözünü ettiğimiz köşe yazarlarının tek argümanı.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia,palatino;"> Eğer üstad bugün yaşasaydı, sağlığında kendi ülkesinde bile ekonomik milliyetçilik olan merkantilizmin köklerini kurutamadığı halde 300 küsür yıl sonra batının sömürdüğü ülkelerde fikirlerinin referans alındığını görseydi, deplasmanda maç kazanmış gibi sevinirdi. Burada bir parantez açalım, zaten merkantalist düşüncenin köklerinin ne kadar sağlam olduğu ingilterenin AB ortak para birimini reddetmesinden de belli değil mi? Gerçekte ise bugün geldiğimiz noktada, gerek teknolojik gelişmeler, gerekse ekonomi dünyasının formasyonuna yeniden şekil veren finans sektörünün sadece bankacılık değil borsa-faiz-kur gibi araçların yanında IMF-Dünya Bankası-AB gibi önemli aktörlerin oyuna dahil olmasıyla şekillenen yeni dünyada yaşanan ekonomik olayların, yüzyıllar öncesine dayanan teoriler ile izah edilemeyeceği gün gibi aşikar.Yine de temelde bazı paralellikler olduğu ve günümüz gerçekleri ile örtüştüğünü de inkar etmemek gerek.Örneğin britanyada yaşanan sanayi devriminin finans kaynağının Hindistan ve Orta Amerikadan gemilerle gelen ganimet ve külçe altınlardan oluşması ile günümüzde küreselleşme ile birlikte batılı ülkelerin çok uluslu şirketler taşeronluğunda ötekileri sömürmesi arasındaki fark sadece yöntem. Soygun eskiden orman kanunları ile gerçekleşiyordu, günümüzde ise ticaret yolu ile amaca ulaşılıyor. Konu hakkında binlerce örnek verilebilir ancak mesleki gözlemlerime dayanan ticari faaliyetlerden biri en son dikkatimi çeken olduğundan, donelerin sağlamlığından yola çıkarak tespitlerimle ilişkilendirmek farz oldu.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia,palatino;"> Çok Uluslu Şirketlerin (ÇUŞ) işlevi hakkında daha önce </span><a href="http://www.e-konomist.net/evrim-gecirmis-kapitulasyonlar-cagatay-halac/"><span style="font-family: georgia,palatino;">e-konomist.net te </span></a><span style="font-family: georgia,palatino;">bazı değerlendirmelerde bulunmuştum ancak bu vak’a çok somut güncel ve aleni. Olayı sağlıklı değerlendirebilmek için bazı ön bilgilere ihtiyacımız var.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia,palatino;"> Şeker 90 lı yıllara kadar pancar ve kamıştan üretiliyordu ancak bio teknolojideki gelişmelerden sonra nişasta bazlı şeker üretimi de mümkün oldu. Özellikle ucuz olduğu için de gıda sanayinde kullanımı yaygın. En çok mısır şurubundan üretilen bu yapay tatlandırıcının adı fruktoz ve en çok da kola ile pasta-bisküvi üretiminde kullanılıyor. Dünya mısır rekoltesinin yarıya yakını ABD tarafından karşılanmakta olup üretimde aslan payına ise tek bir firma sahip. Bu firma herkesin bildiği üzere GDO dan sabıkalı bulunan, dünyanın 61 ülkesinde faaliyet gösteren ülkemizde de büyük tartışmaların odağı olan cargıll firması. Firmanın ülkemizdeki serüvenine bakarsak 1960 yılından beri ülkemizde olduğunu, 1998 yılında İznik gölü kıyısında verimli tarım arazisi üzerine fabrika kurduğunu, idare mahkemesi ve danıştayın onlarca kararına rağmen bu fabrikayı yıllarca ruhsatsız işlettiğini görürüz. Bunlar işin her firma ile ilgili olabilecek idari yönleri. Bir de son on yılda firma ile iktidar arasında yaşananlara bakalım.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia,palatino;"> 1-Başlangıçta şeker üretiminin % 90 ı pancardan %10 u mısır şurubundan üretilmekteyken mısır şekeri kotası önce % 15 e ardından %50 ye yükseltildi. Bu sayede AB ülkelerinde kişi başına düşen yapay tatlandırıcı 1 kg iken bu oran ülkemizde 5 kg. oldu.  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia,palatino;">2-Akabinde cumhuriyetin ilk yıllarında hangi şartlarda kurulduğu herkesin malumu şeker fabrikaları jet hızıyla özelleştirilerek (özelleştirme karşıtlığı düşünülmesin süreci aktarıyorum) pancar ekim alanlarındaki kotalar düşürüldü.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia,palatino;">3-Firmanın ruhsat alamayan bursa fabrikasına ait mahkeme kararları uygulanmayarak yıllarca kaçak üretime göz yumuldu, nihayetinde kamuoyunda cargıll yasası olarak bilinen kanun ile kaçak fabrikanın olduğu bölge, özel endüstri bölgesi ilan edilerek konu kökünden halledildi. Bu arada mahkeme kararlarını uygulamayan bürokratların ödüllendirilmesi ihmal edilmedi (bkz İzmir Valisi), ayrıca başlangıçta fabrika kurulmasına karşı çıkan bölgenin iktidar partisi vekili süreç sonunda yukarıdan inen vahiy sebebiyle firmanın lehine kanun teklifi hazırladı.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia,palatino;">4-Bir yandan pancar üreticisine destek düşürülürken, diğer yandan mısır ithalatındaki fon ve gümrükler indirildi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia,palatino;">5-Bu arada tesadüf bu ya en büyük mısır ithalatçıları cargıll firması ve eski maliye bakanının oğludur.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia,palatino;">6-Son olarak cargıll firmasının yapay tatlandırıcı ile alakalı Ülker firması ile ortaklığını ve bu iki firmanın da kola üreticisi olduğunu düşünürsek fotoğrafı da tamamlamış oluruz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia,palatino;"> Netice itibarı ile kılıfına uydurulmuş yasal bir ticaret ve ÇUŞ lerin gittikleri ülkelerde yalnız olmadıklarına dair güzel bir örnek. Küreselleşmenin pozitif yanlarını ön plana çıkararak bu tür sömürgeci faaliyetlere zemin hazırlamak sonra da bunu iktisat teorileri ile ilişkilendirmek kamuoyu oluşturmak açısından takip edilen en popüler yöntem. Ne var ki küreselleşmeden tek bir taraf karlı çıkıyorsa ve dünya ticaretindeki hammadde ve işçilik ile mamul maddelerin tüketiciye ulaştığı trafik sürekli tek yönlü işliyorsa bunu herhangi bir sistem ile açıklamak mümkün değil. Bu durum olsa olsa modern sömürgeciliği işaret ediyor.Söz konusu ticaretin çıkış noktası piyasa ekonomisinin prensiplerine dayanmakla birlikte sömürülen ülkedeki vatandaşa okkalı bir tokat atılıyor. İşte o tokat görünmez elin tokadı.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia,palatino;"> Ve o tokadı savunacak yüzlerce köşe yazarı köşe başlarını tutmuş durumda.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia,palatino;"> Gazete okumamamın sebebi budur.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: georgia,palatino;"> Yoksa başbakan istedi diye değil.   </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.koseliyazilar.net/?feed=rss2&amp;p=137</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İktisat ve Teoloji kardeşliği</title>
		<link>http://www.koseliyazilar.net/?p=130</link>
		<comments>http://www.koseliyazilar.net/?p=130#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Feb 2010 15:50:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Çağatay</dc:creator>
				<category><![CDATA[sosyal sorumluluk]]></category>
		<category><![CDATA[din ve açlık]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat ve yoksulluk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.koseliyazilar.net/?p=130</guid>
		<description><![CDATA[Sosyal bilim olmasına rağmen rakamların ahenkle dansından feyz alıyor. 18. yüzyıldan beri hayatımızda olan bu bilim dalı ile ilgili büyük düşünürlerin hepsi ayrı birer tanımlamada bulunmalarına rağmen ortak tek bir paydada buluşmuşlar. O da bu bilim dalının kaynaklar ile ihtiyaçlar arasındaki terazinin kurgusu ile uğraştığı. Yani bir anlamda üretilen teoriler toplumların refah seviyesini insanların yaşam [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" src="http://www.resimbulmaca.com/orj/aclik-goruntuleri-436.jpg" alt="" width="335" height="220" />Sosyal bilim olmasına rağmen rakamların ahenkle dansından feyz alıyor. 18. yüzyıldan beri hayatımızda olan bu bilim dalı ile ilgili büyük düşünürlerin hepsi ayrı birer tanımlamada bulunmalarına rağmen ortak tek bir paydada buluşmuşlar. O da bu bilim dalının kaynaklar ile ihtiyaçlar arasındaki terazinin kurgusu ile uğraştığı. Yani bir anlamda üretilen teoriler toplumların refah seviyesini insanların yaşam kalitesini yükseltmeyi amaçlamış. Bu ulvi amaç uğruna hala da entelektüeller hararetli tartışmalarda bulunuyorlar milyonlarca genç de üniversitelerde bu bilim dalının inceliklerini öğrenmek için kafa patlatıyor.</p>
<p style="text-align: justify;"> Tüm bu uğraşlara rağmen netice ise nefes aldığımız şu zaman diliminde hayatta kalabilmek için su ve gıdaya muhtaç bir milyardan fazla insanın varlığı.</p>
<p style="text-align: justify;"> Bu tespit bize gösteriyor ki gerçek yaşam ile iktisat bilimi arasında hala derin vadiler mevcut. Onun içindir ki iktisat eğitimi almış gençler mezun olduktan sonra yaşam parkurunda koşuya başladıklarında, teori ile pratik arasındaki bağlantıyı ne kadar güç kuruyorlarsa, bu bilim ile alakalı üretilenlerin gerçekliği de o derece sorgulanmaya değer.</p>
<p style="text-align: justify;">Aynı sonuca teolojiden yola çıkarak da ulaşabiliriz. Tüm ilahi dinler hatta batıl dinler bile insanlara yardımlaşmayı, eşitlik ilkesini, adaleti emretmişler bu yönde kurallarını tebliğ etmişler. Bu sebeple her cuma Müslüman her cumartesi Yahudi ve her pazar Hıristiyanlardan oluşan milyarlarca insan toplanarak, dinlerinin gereklerini yerine getiriyorlar. Yani bir anlamda maneviyatlarını ön plana çıkararak menfiden uzaklaşıp müspete yöneleceklerini teyit ediyorlar. Ancak bu ibadetlerinde-söylemlerinde çok da samimi olmadıklarını en basit yaşamsal ihtiyaçlarını bile karşılamaktan aciz milyarlarca insanın varlığından anlayabiliyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Konuyla ilgili en ektrem örneklerden biri ise Pulitzer ödüllü yukarıdaki fotoğraf karesi. Bilmeyen kalmışsa anlatalım dünyadaki açlığın simgesi olmuş bu fotoğrafta Sudanlı çocuk az ötedeki yemek kampına ulaşmaya çalışıyor ve arkasındaki akbaba da çocuğun ölmesini bekliyor. ABD li fotoğrafçı Kevin Carter ise bu fotoğrafıyla ödülünü aldıktan üç ay sonra depresyona girip intihar ediyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu durumda düşünmeden edemiyoruz. Madem sonuç bu olacak neden dünyadaki insanların çoğunluğu dinlerini kutsal kabul edip en ufak bir eleştiriyi bile kaldırmıyorlar. Hangi dinde bu trajediye razı gelmek caiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Ya da  tabu haline getirilmiş düşünürlerin zenginleşme modelleri bu sorunu çözemeyecekse neden bilim adına takım tutar gibi ateşli taraftarları vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yoksullukla mücadele insanlığın asli bir görevi iken, sosyal sorumluluk adı altında adeta bir reklam ve statü kampanyası haline getirilmesi günümüzde sık rastladığımız bir durum.</p>
<p style="text-align: justify;">İşin daha da kötüsü soruna çözüm bulmak için kurulmuş uluslar arası yardım örgütlerinin sembolik yardım ve organizasyonlarının, batının vicdanını rahatlatmaktan öte bir işleve sahip olmaması.</p>
<p style="text-align: justify;">Örneklerimizi ülke ölçeğinde verirsek bazı medyatiklerin iftar çadırları paylaşmaktan çok yıl boyu bulaştıkları pislikleri kamuoyu önünde kamufle etmeye yöneliktir. Doğayı kirleten bir sektörde yer alan firmanın, sosyal sorumluluk projesi adı altında ağaç kampanyası düzenlemesi de. Ya da alkollü içecek satan firmanın sosyal faaliyet olarak spor yatırımlarını seçmesi gibi.</p>
<p style="text-align: justify;">Birey ölçeğine inersek rüşvet alan memurun kurban vazifesini aksatmaması, etrafında cömert biri olarak bilinmesi, bol sadaka dağıtması da aynı davranış kalıbının tezahürüdür.</p>
<p style="text-align: justify;">Oysa sorun, kişilerin-ülkelerin-uluslar arası örgütlerin vicdanlarına bırakılamayacak kadar önemli ve insanın varlığı ile alakalı bir durum.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.koseliyazilar.net/?feed=rss2&amp;p=130</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
