İktisat ve Teoloji kardeşliği
Sosyal bilim olmasına rağmen rakamların ahenkle dansından feyz alıyor. 18. yüzyıldan beri hayatımızda olan bu bilim dalı ile ilgili büyük düşünürlerin hepsi ayrı birer tanımlamada bulunmalarına rağmen ortak tek bir paydada buluşmuşlar. O da bu bilim dalının kaynaklar ile ihtiyaçlar arasındaki terazinin kurgusu ile uğraştığı. Yani bir anlamda üretilen teoriler toplumların refah seviyesini insanların yaşam kalitesini yükseltmeyi amaçlamış. Bu ulvi amaç uğruna hala da entelektüeller hararetli tartışmalarda bulunuyorlar milyonlarca genç de üniversitelerde bu bilim dalının inceliklerini öğrenmek için kafa patlatıyor.
Tüm bu uğraşlara rağmen netice ise nefes aldığımız şu zaman diliminde hayatta kalabilmek için su ve gıdaya muhtaç bir milyardan fazla insanın varlığı.
Bu tespit bize gösteriyor ki gerçek yaşam ile iktisat bilimi arasında hala derin vadiler mevcut. Onun içindir ki iktisat eğitimi almış gençler mezun olduktan sonra yaşam parkurunda koşuya başladıklarında, teori ile pratik arasındaki bağlantıyı ne kadar güç kuruyorlarsa, bu bilim ile alakalı üretilenlerin gerçekliği de o derece sorgulanmaya değer.
Aynı sonuca teolojiden yola çıkarak da ulaşabiliriz. Tüm ilahi dinler hatta batıl dinler bile insanlara yardımlaşmayı, eşitlik ilkesini, adaleti emretmişler bu yönde kurallarını tebliğ etmişler. Bu sebeple her cuma Müslüman her cumartesi Yahudi ve her pazar Hıristiyanlardan oluşan milyarlarca insan toplanarak, dinlerinin gereklerini yerine getiriyorlar. Yani bir anlamda maneviyatlarını ön plana çıkararak menfiden uzaklaşıp müspete yöneleceklerini teyit ediyorlar. Ancak bu ibadetlerinde-söylemlerinde çok da samimi olmadıklarını en basit yaşamsal ihtiyaçlarını bile karşılamaktan aciz milyarlarca insanın varlığından anlayabiliyoruz.
Konuyla ilgili en ektrem örneklerden biri ise Pulitzer ödüllü yukarıdaki fotoğraf karesi. Bilmeyen kalmışsa anlatalım dünyadaki açlığın simgesi olmuş bu fotoğrafta Sudanlı çocuk az ötedeki yemek kampına ulaşmaya çalışıyor ve arkasındaki akbaba da çocuğun ölmesini bekliyor. ABD li fotoğrafçı Kevin Carter ise bu fotoğrafıyla ödülünü aldıktan üç ay sonra depresyona girip intihar ediyor.
Bu durumda düşünmeden edemiyoruz. Madem sonuç bu olacak neden dünyadaki insanların çoğunluğu dinlerini kutsal kabul edip en ufak bir eleştiriyi bile kaldırmıyorlar. Hangi dinde bu trajediye razı gelmek caiz.
Ya da tabu haline getirilmiş düşünürlerin zenginleşme modelleri bu sorunu çözemeyecekse neden bilim adına takım tutar gibi ateşli taraftarları vardır.
Yoksullukla mücadele insanlığın asli bir görevi iken, sosyal sorumluluk adı altında adeta bir reklam ve statü kampanyası haline getirilmesi günümüzde sık rastladığımız bir durum.
İşin daha da kötüsü soruna çözüm bulmak için kurulmuş uluslar arası yardım örgütlerinin sembolik yardım ve organizasyonlarının, batının vicdanını rahatlatmaktan öte bir işleve sahip olmaması.
Örneklerimizi ülke ölçeğinde verirsek bazı medyatiklerin iftar çadırları paylaşmaktan çok yıl boyu bulaştıkları pislikleri kamuoyu önünde kamufle etmeye yöneliktir. Doğayı kirleten bir sektörde yer alan firmanın, sosyal sorumluluk projesi adı altında ağaç kampanyası düzenlemesi de. Ya da alkollü içecek satan firmanın sosyal faaliyet olarak spor yatırımlarını seçmesi gibi.
Birey ölçeğine inersek rüşvet alan memurun kurban vazifesini aksatmaması, etrafında cömert biri olarak bilinmesi, bol sadaka dağıtması da aynı davranış kalıbının tezahürüdür.
Oysa sorun, kişilerin-ülkelerin-uluslar arası örgütlerin vicdanlarına bırakılamayacak kadar önemli ve insanın varlığı ile alakalı bir durum.
Etiketler: din ve açlık, iktisat ve yoksulluk

Yorum Yapın