Görünmez Elin Tokadı

Uzun zamandır gazete okumuyorum. TV yi de azalttım. İnternettekilere ise artık uğramıyorum. Oysa eskiden en büyük merakım köşe yazarlarını takip etmekti. Her yeni günde, bu yazar bugün ne saçmalamış, bu gazeteci bugün kime sallamış diye merakla köşeleri hatim ederdim. Bir süre sonra kendilerini tekrarladıklarını, söylemlerini çözüm üretmekten çok karşı düşünceye gol atmak üzere kurguladıklarını fark edince zaman hovardalığı yaptığımı anladım. Yine de yanıt aradığım bir soru vardı ve ben cevabını bulamamıştım.

 O soru şuydu. ‘‘adına ister aydın ister entelektüel ister ulema deyin, o köşeleri gasp etmiş bu zevatın tüm söylemlerinin ortak temeli, bireyin-ülkenin zenginliği refahı ve özgürlüğü üzerine fikir üretmeye dayanmasına rağmen nasıl oluyor da kendileri günümüzün teknolojik ve sosyal alandaki gelişmişliği paralelinde somut fikirler üretmeyip neden hala yüzyıllar önceki felsefi ve ekonomik doktrinlere düşüncelerini sabitleyerek topluma önderlik etmeye çalışıyorlar’’  

 Günümüzde zaten devletçi korumacı sistemi savunan yok ancak Adam Smith in klasik ekonomisinden yola çıkarak günümüz koşulları için revize edilen serbest piyasaya ait çeşitli ekollerin, yurt içinden ve yurt dışından yapılan devasa soygunları gizlemek için kalkan olarak kullanılması,  yukarıda sözünü ettiğimiz köşe yazarlarının tek argümanı.

 Eğer üstad bugün yaşasaydı, sağlığında kendi ülkesinde bile ekonomik milliyetçilik olan merkantilizmin köklerini kurutamadığı halde 300 küsür yıl sonra batının sömürdüğü ülkelerde fikirlerinin referans alındığını görseydi, deplasmanda maç kazanmış gibi sevinirdi. Burada bir parantez açalım, zaten merkantalist düşüncenin köklerinin ne kadar sağlam olduğu ingilterenin AB ortak para birimini reddetmesinden de belli değil mi? Gerçekte ise bugün geldiğimiz noktada, gerek teknolojik gelişmeler, gerekse ekonomi dünyasının formasyonuna yeniden şekil veren finans sektörünün sadece bankacılık değil borsa-faiz-kur gibi araçların yanında IMF-Dünya Bankası-AB gibi önemli aktörlerin oyuna dahil olmasıyla şekillenen yeni dünyada yaşanan ekonomik olayların, yüzyıllar öncesine dayanan teoriler ile izah edilemeyeceği gün gibi aşikar.Yine de temelde bazı paralellikler olduğu ve günümüz gerçekleri ile örtüştüğünü de inkar etmemek gerek.Örneğin britanyada yaşanan sanayi devriminin finans kaynağının Hindistan ve Orta Amerikadan gemilerle gelen ganimet ve külçe altınlardan oluşması ile günümüzde küreselleşme ile birlikte batılı ülkelerin çok uluslu şirketler taşeronluğunda ötekileri sömürmesi arasındaki fark sadece yöntem. Soygun eskiden orman kanunları ile gerçekleşiyordu, günümüzde ise ticaret yolu ile amaca ulaşılıyor. Konu hakkında binlerce örnek verilebilir ancak mesleki gözlemlerime dayanan ticari faaliyetlerden biri en son dikkatimi çeken olduğundan, donelerin sağlamlığından yola çıkarak tespitlerimle ilişkilendirmek farz oldu.

 Çok Uluslu Şirketlerin (ÇUŞ) işlevi hakkında daha önce e-konomist.net te bazı değerlendirmelerde bulunmuştum ancak bu vak’a çok somut güncel ve aleni. Olayı sağlıklı değerlendirebilmek için bazı ön bilgilere ihtiyacımız var.

 Şeker 90 lı yıllara kadar pancar ve kamıştan üretiliyordu ancak bio teknolojideki gelişmelerden sonra nişasta bazlı şeker üretimi de mümkün oldu. Özellikle ucuz olduğu için de gıda sanayinde kullanımı yaygın. En çok mısır şurubundan üretilen bu yapay tatlandırıcının adı fruktoz ve en çok da kola ile pasta-bisküvi üretiminde kullanılıyor. Dünya mısır rekoltesinin yarıya yakını ABD tarafından karşılanmakta olup üretimde aslan payına ise tek bir firma sahip. Bu firma herkesin bildiği üzere GDO dan sabıkalı bulunan, dünyanın 61 ülkesinde faaliyet gösteren ülkemizde de büyük tartışmaların odağı olan cargıll firması. Firmanın ülkemizdeki serüvenine bakarsak 1960 yılından beri ülkemizde olduğunu, 1998 yılında İznik gölü kıyısında verimli tarım arazisi üzerine fabrika kurduğunu, idare mahkemesi ve danıştayın onlarca kararına rağmen bu fabrikayı yıllarca ruhsatsız işlettiğini görürüz. Bunlar işin her firma ile ilgili olabilecek idari yönleri. Bir de son on yılda firma ile iktidar arasında yaşananlara bakalım.

 1-Başlangıçta şeker üretiminin % 90 ı pancardan %10 u mısır şurubundan üretilmekteyken mısır şekeri kotası önce % 15 e ardından %50 ye yükseltildi. Bu sayede AB ülkelerinde kişi başına düşen yapay tatlandırıcı 1 kg iken bu oran ülkemizde 5 kg. oldu.  

2-Akabinde cumhuriyetin ilk yıllarında hangi şartlarda kurulduğu herkesin malumu şeker fabrikaları jet hızıyla özelleştirilerek (özelleştirme karşıtlığı düşünülmesin süreci aktarıyorum) pancar ekim alanlarındaki kotalar düşürüldü.

3-Firmanın ruhsat alamayan bursa fabrikasına ait mahkeme kararları uygulanmayarak yıllarca kaçak üretime göz yumuldu, nihayetinde kamuoyunda cargıll yasası olarak bilinen kanun ile kaçak fabrikanın olduğu bölge, özel endüstri bölgesi ilan edilerek konu kökünden halledildi. Bu arada mahkeme kararlarını uygulamayan bürokratların ödüllendirilmesi ihmal edilmedi (bkz İzmir Valisi), ayrıca başlangıçta fabrika kurulmasına karşı çıkan bölgenin iktidar partisi vekili süreç sonunda yukarıdan inen vahiy sebebiyle firmanın lehine kanun teklifi hazırladı.

4-Bir yandan pancar üreticisine destek düşürülürken, diğer yandan mısır ithalatındaki fon ve gümrükler indirildi.

5-Bu arada tesadüf bu ya en büyük mısır ithalatçıları cargıll firması ve eski maliye bakanının oğludur.

6-Son olarak cargıll firmasının yapay tatlandırıcı ile alakalı Ülker firması ile ortaklığını ve bu iki firmanın da kola üreticisi olduğunu düşünürsek fotoğrafı da tamamlamış oluruz.

 Netice itibarı ile kılıfına uydurulmuş yasal bir ticaret ve ÇUŞ lerin gittikleri ülkelerde yalnız olmadıklarına dair güzel bir örnek. Küreselleşmenin pozitif yanlarını ön plana çıkararak bu tür sömürgeci faaliyetlere zemin hazırlamak sonra da bunu iktisat teorileri ile ilişkilendirmek kamuoyu oluşturmak açısından takip edilen en popüler yöntem. Ne var ki küreselleşmeden tek bir taraf karlı çıkıyorsa ve dünya ticaretindeki hammadde ve işçilik ile mamul maddelerin tüketiciye ulaştığı trafik sürekli tek yönlü işliyorsa bunu herhangi bir sistem ile açıklamak mümkün değil. Bu durum olsa olsa modern sömürgeciliği işaret ediyor.Söz konusu ticaretin çıkış noktası piyasa ekonomisinin prensiplerine dayanmakla birlikte sömürülen ülkedeki vatandaşa okkalı bir tokat atılıyor. İşte o tokat görünmez elin tokadı.

 Ve o tokadı savunacak yüzlerce köşe yazarı köşe başlarını tutmuş durumda.

 Gazete okumamamın sebebi budur.

 Yoksa başbakan istedi diye değil.   

Etiketler: , ,

ekonomi | 2 Yorum | Kalıcı Bağlantı | Tarih: 21st Şubat 2010

“Görünmez Elin Tokadı” için 2 Yorum

  1. Bağımsız devlet var mı? | KÖŞELİ YAZILAR diyor ki:

    [...] adına siyasete de baskı uyguladığına dair elimizde çok ekstrem örnekler mevcut. Daha önceki yazımızda belirttiğimiz Cargill örneğinde gördüğümüz üzere, konunun devlet başkanları düzeyinde [...]

  2. kapitalizmin endüstriyel gıda sektöründeki izdüşümüne dair notlar | KÖŞELİ YAZILAR diyor ki:

    [...] sektörünün çıktıları oluşturuyor. Daha önce ülkemizdeki yansımalarını incelediğimiz bu yazıdan da anlaşılacağı üzere kimyasallar-katkı maddeleri ve genetiği değiştirilmiş [...]

Yorum Yapın