Bağımsız devlet var mı?
‘‘Bir devlet ki gümrük işlerini vergilerini ülkenin ve milletin ihtiyaçlarına göre düzenlemekten alıkonulmuştur. Böyle bir devlete elbette bağımsız devlet denilemez’’
İstanbul Gümrük Müşavirleri Derneğinin sitesinde yer alan bu veciz söz Ata’ya ait. Doğaldır ki ekonomik zenginliğin, ülkelerin aralarındaki kitle savaşları ile belirlendiği 80-90 sene evvelinden günümüze köprünün altından çok sular aktı. Gümrükler ile alakalı bu sözü, söylendiği zamanın şartları içerisinde değerlendirmek, yanlış çıkarımda bulunmamak adına önemli.
Bugünlere geldiğimizde ise dış ticaretin en önemli figürü olan gümrük politika ve uygulamalarının oluşturulmasında dünden bugüne nasıl bir değişim yaşanmış, araştırmaya değer bir konu. Geçmişte savaşlar neticesinde şekillenen gümrük uygulamalarının, günümüzde ülke çıkarlarını koruma ilkesinden ziyade, ÇUŞ ların boy gösterdikleri GOÜ deki lobi faaliyetleri ile belirlendiğini söyleyebiliriz. Herkesçe bilinen ancak faaliyetlerin parçası olanlarca inkar edilen bu gerçeğin, sesi çok çıkanın haklı görüldüğü bizim gibi az gelişmiş bir ülkede fazlaca dillendirilmemesi anlaşılabilir bir durum. Asıl anlaşılamayan ise bürokrat olsun siyasi olsun ekonomi yönetiminin yabancılara karşı nasıl bu kadar tavizkar olabildikleri. Çünkü ÇUŞ ların dünya ticaretini ellerinde tuttukları ayrıca DTÖ ve AB gibi yapılanmalardaki söz sahipliği de dikkate alındığında gümrük mevzuatının her uygulamasında menfaat ibresinin yabancı devlere yakın durması şaşırtıcı değil.
Geçmişe nazaran gümrük duvarlarının delinmesinde özde bir değişim yaşanmayıp sadece yöntem değişikliğine gidilmesi, bu yolda uluslar arası örgütlerin kullanılması, ÇUŞ lar sayesinde yurt içinde destekçilerin kullanılması, dış ticarette gümrük ayağının asıl işlevini pas geçerek figüran rolü üstlenmesini sağlıyor.
Dış ticaret ve gümrük politikalarına ait fotoğrafı doğru açıdan çektikten sonra soyut tespitlerin altını doldurmak için gümrük mevzuatına ait somut uygulamaları incelememiz gerek. Bu noktada faydalanacağımız kaynak 5911 sayılı kanun ile değişik 4458 sayılı gümrük kanunu olmakla birlikte fiiliyatta işlemler bu kanunla paralellik içeren gümrük yönetmeliği, tebliğ, genelge ve 5607 sayılı kaçakçılıkla mücadele kanunu çerçevesinde yürütülüyor. AB ile uyumlu hale getirilen bu mevzuatın en önemli özelliği ise beyan esasına dayanması. Bu sistemde ister şahsi ister ticari gümrük hattından geçen tüm eşyalar sahibi veya temsilcisinin beyanına itibar edilerek sadece evrak üzerinde denetime tabi. Hatta bazı büyük firmaların kanundan doğan imtiyazları sayesinde eksik belge ile eşyalarını teslim almaları da mümkün. Dolayısı ile denetim müessesesi bu kadar esnek hale getirildiğinde birtakım suistimallerin olması, bunun da iç piyasada firmalar arasında haksız rekabete yol açması mümkün. Bunu önlemenin yolu ise ciddi cezai yaptırımlara sahip hukuki altyapı ve etik kurallara saygı ile alakalı toplum kültürüne sahip olmaktan geçiyor. Bu iki koruyucu temel sayesinde beyan sistemi AB içinde başarı ile uygulanıyor. Bize dönersek hukuki altyapı eksik olmakla birlikte kısa vadede çözülebilir bir sorun ancak etik değerler ile alakalı toplum kültürü bugünden yarına çözülebilecek bir sorun değil. Bu yüzden bize birkaç beden büyük gelen beyan sistemi sayesinde gümrük vergisinden ve özellikle de akaryakıt ile tekel ürünlerindeki kaçak başta olmak üzere her türlü ticari hammadde ithal veya ihracında yaşanan gelir kaybı devasa boyutlara ulaşmış durumda. Nasıl ki ekonomide büyük bir hacme sahip olduğunu bildiğimiz yer altı ekonomisi veya kayıt dışılığa ait rakamları tespit etmek mümkün değilse, gümrük mevzuatından kaynaklanan gelir kaybını ifade edecek kesin rakamlara ulaşmamız da mümkün değil.
ÇUŞ ların dış ticaret sistemimizin, gümrük mevzuatından kaynaklanan bu yumuşak karnını keşfettiğine, hatta kendi lehlerine her türlü mevzuatı kevgire çevirmek adına siyasete de baskı uyguladığına dair elimizde çok ekstrem örnekler mevcut. Daha önceki yazımızda belirttiğimiz Cargill örneğinde gördüğümüz üzere, konunun devlet başkanları düzeyinde gündeme gelmesi, bu şirketlerin gücü konusunda bize fikir vermesi açısından dikkate değer. Hele bir de ülkemiz siyasetinin portföyünde, aşiret veya vitrin kontenjanından siyaset arenasına dahil olan merdiven altı politikacılarının azımsanmayacak bir sayıda olduğunu düşünürsek, milli menfaatlere dayanan gümrük politikalarının oluşturulmasını beklemenin hayalcilikten öteye gidemeyeceğini bilmemiz gerek. Her ne kadar gümrüklerden sorumlu bakanlar tüm işlemlerin yüzde 99 oranında otomasyon kapsamında gerçekleştiğini belirtse de, AB ile en uyumlu teşkilatın gümrükler olduğunu söylese de, bilmem ne kadar uyuşturucu-kaçak eşya yakalandığını belirtse de tüm bunlar gümrüklerin estetiğine yönelik söylemler. Gerçek olan ise altyapısı oluşturulmadan uygulamaya konulan beyan esasına dayalı mevzuattan kaynaklanan handikaplar, 1996 yılında uygulamaya giren ancak günümüz şartlarına revize edilmeden yola devam edilen gümrük birliği anlaşması ve 3. ülkeler ile serbest ticaret anlaşması imzalarken AB ye bağımlı olmaktan doğan sıkıntılar göz önüne alındığında nispeten bağımsız ve milli bir gümrük politikası oluşturmanın zorluğu ortaya çıkıyor. Vergi gelirlerini arttırmak istiyorsak gümrüklerin kısık ateşini harlandırmak gerek. Bu tablonun faturasında vergi kayıplarından başka, ciddi ekonomik dolayısıyla da sosyal kayıpların yer aldığını söylemeye gerek yok.
Bu durumda siz karar verin yazının başındaki özlü söz günümüz için de geçerlilik arz ediyor mu?
Etiketler: gümrükler ve bağımsızlık, gümrüklerin işlevi, yeni dünya düzeninde gümrükler

Yorum Yapın